künye
yazar: Panait Istrati
yayın evi: Varlık Yayınları
türkçesi: Yaşar Nabi Nayır
kapak düzeni: Ekin Nayır
sayfa sayısı: 111
yayın evi: Varlık Yayınları
türkçesi: Yaşar Nabi Nayır
kapak düzeni: Ekin Nayır
kitap arkası
Panait Istrati' nin başıboş yolculuklarla geçen ilk gençlik yıllarının en hüzünlü sayfalarını bu kitapta bulacak ve Hayat Yollarında' yı okuduktan sonra onu daha çok seveceksiniz. Malaparte' nin savaş sonrası Napoli' sinin, bu kitapta ondan çok daha önce, aynı güçle canlandırıldığını görecek ve yoksunluklarla dolu küçük insan yazgısının acı sonuçlarından büyük ölçüde etkileneceksiniz. Istrati, usta sanatçı kimliğini bu yapıtıyla bir kez daha kanıtlıyor.
Panait Istrati' nin başıboş yolculuklarla geçen ilk gençlik yıllarının en hüzünlü sayfalarını bu kitapta bulacak ve Hayat Yollarında' yı okuduktan sonra onu daha çok seveceksiniz. Malaparte' nin savaş sonrası Napoli' sinin, bu kitapta ondan çok daha önce, aynı güçle canlandırıldığını görecek ve yoksunluklarla dolu küçük insan yazgısının acı sonuçlarından büyük ölçüde etkileneceksiniz. Istrati, usta sanatçı kimliğini bu yapıtıyla bir kez daha kanıtlıyor.
kitap alıntı
"...
Tam yirmi yıl önce Pire' de bulunuyordum. Hayatımda tanıdığım en iyi yol arkadaşıyla, ruhu ruhuma sonsuza dek kenetlenmiş olan tek dostumla beraberdim. Ama ayrılacaktık: birdenbire kalbini parçalamış olan gizli bir keder, onu benim dost sevgimden koparıp almış, bir süre için Aynaroz Manastırı' nda kapanmaya yöneltmişti.
Pire' ye varışımızdan sonra tam üç gün, sessiz ve kederli, şanlı bir geçmişin harabeleri arasında dolaşıp durduk ve bu harabeler zavallı kalplerimizin hüznünü büsbütün arttırdı; sonra belki de bir daha birbirimizi görmeyesiye veda için kucaklaşacağımız an gelip çattı. Ah! Sevilen bir dosttan ayrılmak ne güç şeydir!
Son yemeğimize - bir gazete yayılmış ekmek ve zeytin- adeta el bile süremedik. Küçük otel odası bize bir mezar gibi geliyordu. Eşyalarımızı ayırdık, altmış drahmi kadar tutan ortak servetimizi paylaştık ve erkekçe ağladık.
Ben Fransa' ya gitmek istiyordum, arkadaşım bunu doğru bulmuyordu, son defa olarak dedi ki:
"Gitme oraya... Delilik etme... Üstüne titreyen bir annen var. Beraber bulunduğumuz sürece yine bir dereceye kadar iş su götürürdü: ben bir kaç dil bilirim, hem senden daha açıkgözüm. Ama tek başına sen daha çok zahmet çekeceksin. Hem serseriler için toplama yurtları olan Batı onlara karşı, böyle şeyleri olmayan Doğu' dan daha merhametsizdir. Boşver Marsilya' yı: o şehir bana ne kadar pahalıya olmuştur bir bilsen! Git memleketine, bir altın babasının budala kızıyla evlen, bir baltaya sap ol, keyfine bak. Ya düşler? diyeceksin... Ocağının başında bol bol düş kur. Öldüğün gün yüzünde daha az çizgi bulunur. Dinle beni Panait... Yaşanmış bütün düşlerin bilançosu felaketlerle kapanır. Böyle olması da yerindedir! Yoksa dünya düş kurucularla dolup taşardı. Haydi, dinle sözümü... Yarın Köstence vapuruna bineceğine söz ver bana.
Dostum iki elimi sıkarak bunları söylüyordu bana, güzel nemli gözleriyle güzel kardeş yüzünde tatlı bir ikiyüzlülük vardı: söylediklerine kendi de pek inanmıyordu; şefkatle yaşan söylüyordu.
Ben de yalan söyledim ona, sözünü dinleyeceğimi vaat ettim, ama o inanmadan gitti, çünkü beni bilirdi, aynı mayadan insanlardık.
Yalnız kaldığım anda hayatın da benim için anlamı kalmadı, insanlar bana bir garip göründüler. Ertesi gün, rıhtımda ayakta dururken, akşamları okuduğu güzel Fransızca mısraların uğultusu kulaklarımda, son sandalların da Romen vapuruna yanaşmalarını, sonra geminin Köstence' ye doğru yol alışını seyrettim.
İki gün sonra, Mesajeri Maritim kumpanyasının bir gemisi, Saghalien, Napoli yoluyla Marsilya' ya hareket ediyordu.
Bavulumu hazırladım.
..."
Varlık Yayınları' nın "Hayat Yollarında" adlı kitabından alıntıdır.
"...
Tam yirmi yıl önce Pire' de bulunuyordum. Hayatımda tanıdığım en iyi yol arkadaşıyla, ruhu ruhuma sonsuza dek kenetlenmiş olan tek dostumla beraberdim. Ama ayrılacaktık: birdenbire kalbini parçalamış olan gizli bir keder, onu benim dost sevgimden koparıp almış, bir süre için Aynaroz Manastırı' nda kapanmaya yöneltmişti.
Pire' ye varışımızdan sonra tam üç gün, sessiz ve kederli, şanlı bir geçmişin harabeleri arasında dolaşıp durduk ve bu harabeler zavallı kalplerimizin hüznünü büsbütün arttırdı; sonra belki de bir daha birbirimizi görmeyesiye veda için kucaklaşacağımız an gelip çattı. Ah! Sevilen bir dosttan ayrılmak ne güç şeydir!
Son yemeğimize - bir gazete yayılmış ekmek ve zeytin- adeta el bile süremedik. Küçük otel odası bize bir mezar gibi geliyordu. Eşyalarımızı ayırdık, altmış drahmi kadar tutan ortak servetimizi paylaştık ve erkekçe ağladık.
Ben Fransa' ya gitmek istiyordum, arkadaşım bunu doğru bulmuyordu, son defa olarak dedi ki:
"Gitme oraya... Delilik etme... Üstüne titreyen bir annen var. Beraber bulunduğumuz sürece yine bir dereceye kadar iş su götürürdü: ben bir kaç dil bilirim, hem senden daha açıkgözüm. Ama tek başına sen daha çok zahmet çekeceksin. Hem serseriler için toplama yurtları olan Batı onlara karşı, böyle şeyleri olmayan Doğu' dan daha merhametsizdir. Boşver Marsilya' yı: o şehir bana ne kadar pahalıya olmuştur bir bilsen! Git memleketine, bir altın babasının budala kızıyla evlen, bir baltaya sap ol, keyfine bak. Ya düşler? diyeceksin... Ocağının başında bol bol düş kur. Öldüğün gün yüzünde daha az çizgi bulunur. Dinle beni Panait... Yaşanmış bütün düşlerin bilançosu felaketlerle kapanır. Böyle olması da yerindedir! Yoksa dünya düş kurucularla dolup taşardı. Haydi, dinle sözümü... Yarın Köstence vapuruna bineceğine söz ver bana.
Dostum iki elimi sıkarak bunları söylüyordu bana, güzel nemli gözleriyle güzel kardeş yüzünde tatlı bir ikiyüzlülük vardı: söylediklerine kendi de pek inanmıyordu; şefkatle yaşan söylüyordu.
Ben de yalan söyledim ona, sözünü dinleyeceğimi vaat ettim, ama o inanmadan gitti, çünkü beni bilirdi, aynı mayadan insanlardık.
Yalnız kaldığım anda hayatın da benim için anlamı kalmadı, insanlar bana bir garip göründüler. Ertesi gün, rıhtımda ayakta dururken, akşamları okuduğu güzel Fransızca mısraların uğultusu kulaklarımda, son sandalların da Romen vapuruna yanaşmalarını, sonra geminin Köstence' ye doğru yol alışını seyrettim.
İki gün sonra, Mesajeri Maritim kumpanyasının bir gemisi, Saghalien, Napoli yoluyla Marsilya' ya hareket ediyordu.
Bavulumu hazırladım.
..."Pire' ye varışımızdan sonra tam üç gün, sessiz ve kederli, şanlı bir geçmişin harabeleri arasında dolaşıp durduk ve bu harabeler zavallı kalplerimizin hüznünü büsbütün arttırdı; sonra belki de bir daha birbirimizi görmeyesiye veda için kucaklaşacağımız an gelip çattı. Ah! Sevilen bir dosttan ayrılmak ne güç şeydir!
Son yemeğimize - bir gazete yayılmış ekmek ve zeytin- adeta el bile süremedik. Küçük otel odası bize bir mezar gibi geliyordu. Eşyalarımızı ayırdık, altmış drahmi kadar tutan ortak servetimizi paylaştık ve erkekçe ağladık.
Ben Fransa' ya gitmek istiyordum, arkadaşım bunu doğru bulmuyordu, son defa olarak dedi ki:
"Gitme oraya... Delilik etme... Üstüne titreyen bir annen var. Beraber bulunduğumuz sürece yine bir dereceye kadar iş su götürürdü: ben bir kaç dil bilirim, hem senden daha açıkgözüm. Ama tek başına sen daha çok zahmet çekeceksin. Hem serseriler için toplama yurtları olan Batı onlara karşı, böyle şeyleri olmayan Doğu' dan daha merhametsizdir. Boşver Marsilya' yı: o şehir bana ne kadar pahalıya olmuştur bir bilsen! Git memleketine, bir altın babasının budala kızıyla evlen, bir baltaya sap ol, keyfine bak. Ya düşler? diyeceksin... Ocağının başında bol bol düş kur. Öldüğün gün yüzünde daha az çizgi bulunur. Dinle beni Panait... Yaşanmış bütün düşlerin bilançosu felaketlerle kapanır. Böyle olması da yerindedir! Yoksa dünya düş kurucularla dolup taşardı. Haydi, dinle sözümü... Yarın Köstence vapuruna bineceğine söz ver bana.
Dostum iki elimi sıkarak bunları söylüyordu bana, güzel nemli gözleriyle güzel kardeş yüzünde tatlı bir ikiyüzlülük vardı: söylediklerine kendi de pek inanmıyordu; şefkatle yaşan söylüyordu.
Ben de yalan söyledim ona, sözünü dinleyeceğimi vaat ettim, ama o inanmadan gitti, çünkü beni bilirdi, aynı mayadan insanlardık.
Yalnız kaldığım anda hayatın da benim için anlamı kalmadı, insanlar bana bir garip göründüler. Ertesi gün, rıhtımda ayakta dururken, akşamları okuduğu güzel Fransızca mısraların uğultusu kulaklarımda, son sandalların da Romen vapuruna yanaşmalarını, sonra geminin Köstence' ye doğru yol alışını seyrettim.
İki gün sonra, Mesajeri Maritim kumpanyasının bir gemisi, Saghalien, Napoli yoluyla Marsilya' ya hareket ediyordu.
Bavulumu hazırladım.
Varlık Yayınları' nın "Hayat Yollarında" adlı kitabından alıntıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder