künye
yazar: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
yayın evi: İletişim Yayınları
editör: Bahriye Çeri
kapak: Ümit Kıvanç
uygulama: Hüsnü Abbas
düzelti: Niyazi Nahit Tunerkan
1.baskı: Hamit Matbaası, 1928
sayfa sayısı: 311
yayın evi: İletişim Yayınları
editör: Bahriye Çeri
kapak: Ümit Kıvanç
uygulama: Hüsnü Abbas
düzelti: Niyazi Nahit Tunerkan
1.baskı: Hamit Matbaası, 1928
kitap arkası
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştiri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri' nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır.Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri' nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920' lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati' den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu' nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panorama" dır.
Sodom ve Gomore
İşgal yıllarının İstanbulu' nu konu edinen Sodom ve Gomore, Yakup Kadri' nin romanları arasında zaman bakımından Hüküm Gecesi' nin devamı sayılır. Mütareke döneminin çürüyen çevrelerini, kokuşmuş kişiliklerini, konu edinen roman sakin bir zaman diliminde geçiyor duygusu yaratsa da, olayların ardında işgale karşı oluşan bir kinin, "isyanla mayalanan bir ruhun" geliştiği görülür. Batı hayranı Türkler' in, alafrangalığa özenen züppelerin, emperyalistlerle işbirliği içinde olan kesimlerin, işbirlikçi burjuvazinin yer aldığı geniş bir panorama olan Sodom ve Gomore' de Karaosmanoğlu romanını örerken bir anlamda tanrıların gazabından yararlanıyor.
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştiri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri' nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır.Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri' nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920' lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati' den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu' nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panorama" dır.
Sodom ve Gomore
İşgal yıllarının İstanbulu' nu konu edinen Sodom ve Gomore, Yakup Kadri' nin romanları arasında zaman bakımından Hüküm Gecesi' nin devamı sayılır. Mütareke döneminin çürüyen çevrelerini, kokuşmuş kişiliklerini, konu edinen roman sakin bir zaman diliminde geçiyor duygusu yaratsa da, olayların ardında işgale karşı oluşan bir kinin, "isyanla mayalanan bir ruhun" geliştiği görülür. Batı hayranı Türkler' in, alafrangalığa özenen züppelerin, emperyalistlerle işbirliği içinde olan kesimlerin, işbirlikçi burjuvazinin yer aldığı geniş bir panorama olan Sodom ve Gomore' de Karaosmanoğlu romanını örerken bir anlamda tanrıların gazabından yararlanıyor.
Sodom ve Gomore
İşgal yıllarının İstanbulu' nu konu edinen Sodom ve Gomore, Yakup Kadri' nin romanları arasında zaman bakımından Hüküm Gecesi' nin devamı sayılır. Mütareke döneminin çürüyen çevrelerini, kokuşmuş kişiliklerini, konu edinen roman sakin bir zaman diliminde geçiyor duygusu yaratsa da, olayların ardında işgale karşı oluşan bir kinin, "isyanla mayalanan bir ruhun" geliştiği görülür. Batı hayranı Türkler' in, alafrangalığa özenen züppelerin, emperyalistlerle işbirliği içinde olan kesimlerin, işbirlikçi burjuvazinin yer aldığı geniş bir panorama olan Sodom ve Gomore' de Karaosmanoğlu romanını örerken bir anlamda tanrıların gazabından yararlanıyor.
kitap alıntı
"...
İşte bugünün ertesinde Necdet Leyla' dan Fransızca yazılmış şöyle bir mektup aldı:
"Necdet, dün Nuriye Hanım' ın çayında pek fena idim. Beni affet! Bilmem neden seninle sedirin içinde yan yana oturan o soğuk, o deli Amerikan kızı benim sinirlerimi alt üst etti. Görmedin mi? Çıkarken elini bile sıkmadım. Niçin sıkacak mışım? Ne olduğu bellisiz bi kadın; avantüriyerin biri... Zaten bu Nuriye Hanım nerde böyle münasebetsiz ve şüpheli kimseler varsa adeta mahsustan gider, ara bulur ve "monde"un (sosyetenin) içine sokmaya çalışır. Nesi enteresanmış! Nesi entellektüelmiş o kadının? Küstahlığından, utanmazlığından başka neyi var? Zavallı dostum; halbuki sen dün; onun zekasının parlaklığından pek kamaşmış bir haldeydin! Seni sarsmak istedim, seni uyandırmaya çalıştım. Sana kaç defa demek istedim ki, bu şarlatanın, "poseuse"ün (gösterişçi) birisidir, aldanma! Fakat bir kere yanıma gelmedin. Bir kere benimle konuşmadın. Hatta yüzüme; hatta yüzüme bile bakmıyorsun.
"İşte Necdet bütün bu hadiseler, sen, o kadın, o kadının hali; senin halin; her ikinizin birden haliniz benim sinirlerimi öyle bozdu, öyle bozdu ki, senden ayrılırken yaptığım kabalığın farkına ancak şimdi varabiliyorum. Beni affet Necdet! Ben deli kızın birisiyim. Beni sevmek bana tahammül etmek demektir. Eğer beni seviyorsan bana tahammül edeceksin, bu çaresiz; bu çaresiz Neci..."
..."
İletişim Yayınları' nın "Sodom ve Gomore" adlı kitabından alıntıdır.
"...
İşte bugünün ertesinde Necdet Leyla' dan Fransızca yazılmış şöyle bir mektup aldı:
"Necdet, dün Nuriye Hanım' ın çayında pek fena idim. Beni affet! Bilmem neden seninle sedirin içinde yan yana oturan o soğuk, o deli Amerikan kızı benim sinirlerimi alt üst etti. Görmedin mi? Çıkarken elini bile sıkmadım. Niçin sıkacak mışım? Ne olduğu bellisiz bi kadın; avantüriyerin biri... Zaten bu Nuriye Hanım nerde böyle münasebetsiz ve şüpheli kimseler varsa adeta mahsustan gider, ara bulur ve "monde"un (sosyetenin) içine sokmaya çalışır. Nesi enteresanmış! Nesi entellektüelmiş o kadının? Küstahlığından, utanmazlığından başka neyi var? Zavallı dostum; halbuki sen dün; onun zekasının parlaklığından pek kamaşmış bir haldeydin! Seni sarsmak istedim, seni uyandırmaya çalıştım. Sana kaç defa demek istedim ki, bu şarlatanın, "poseuse"ün (gösterişçi) birisidir, aldanma! Fakat bir kere yanıma gelmedin. Bir kere benimle konuşmadın. Hatta yüzüme; hatta yüzüme bile bakmıyorsun.
"İşte Necdet bütün bu hadiseler, sen, o kadın, o kadının hali; senin halin; her ikinizin birden haliniz benim sinirlerimi öyle bozdu, öyle bozdu ki, senden ayrılırken yaptığım kabalığın farkına ancak şimdi varabiliyorum. Beni affet Necdet! Ben deli kızın birisiyim. Beni sevmek bana tahammül etmek demektir. Eğer beni seviyorsan bana tahammül edeceksin, bu çaresiz; bu çaresiz Neci..."
...""Necdet, dün Nuriye Hanım' ın çayında pek fena idim. Beni affet! Bilmem neden seninle sedirin içinde yan yana oturan o soğuk, o deli Amerikan kızı benim sinirlerimi alt üst etti. Görmedin mi? Çıkarken elini bile sıkmadım. Niçin sıkacak mışım? Ne olduğu bellisiz bi kadın; avantüriyerin biri... Zaten bu Nuriye Hanım nerde böyle münasebetsiz ve şüpheli kimseler varsa adeta mahsustan gider, ara bulur ve "monde"un (sosyetenin) içine sokmaya çalışır. Nesi enteresanmış! Nesi entellektüelmiş o kadının? Küstahlığından, utanmazlığından başka neyi var? Zavallı dostum; halbuki sen dün; onun zekasının parlaklığından pek kamaşmış bir haldeydin! Seni sarsmak istedim, seni uyandırmaya çalıştım. Sana kaç defa demek istedim ki, bu şarlatanın, "poseuse"ün (gösterişçi) birisidir, aldanma! Fakat bir kere yanıma gelmedin. Bir kere benimle konuşmadın. Hatta yüzüme; hatta yüzüme bile bakmıyorsun.
"İşte Necdet bütün bu hadiseler, sen, o kadın, o kadının hali; senin halin; her ikinizin birden haliniz benim sinirlerimi öyle bozdu, öyle bozdu ki, senden ayrılırken yaptığım kabalığın farkına ancak şimdi varabiliyorum. Beni affet Necdet! Ben deli kızın birisiyim. Beni sevmek bana tahammül etmek demektir. Eğer beni seviyorsan bana tahammül edeceksin, bu çaresiz; bu çaresiz Neci..."
İletişim Yayınları' nın "Sodom ve Gomore" adlı kitabından alıntıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder