künye
yazar: Elif ŞAFAK
çeviren: K. Yiğit Uskapak tasarım: Uğurcan ATAOĞLUgrafik tasarım: Zeynep ORAYkapak fotoğrafı: Ebru Bilun Akyıldız
baskı: Mega Basım Yayın San. Ve Tic. Ltd. Şti.
yayın evi: Doğan Egmont Yayıncılık1. basım: Mart 2009sayfa sayısı: 419
baskı: Mega Basım Yayın San. Ve Tic. Ltd. Şti.
yayın evi: Doğan Egmont Yayıncılık
kitap arkası
(Kitabın içinden sayfa 35)
Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi.Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikayeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hala ham, hala aşkta bir çocuk gibi toy...
"Hamuş" derdi Mevlana kendine. Yani suskun. Düşündün mü hiç, bir şairin hem de namı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup ta kendine SUSKUN adını verdiğini...?
Kainatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim.Her bir insanı Yaradan' ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. Dinlemeyi sevdim. Cümleleri, kelimeleri ve harfleri... Oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu.
Mesnevi' yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin "b" harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi "Bişnev!" dir. Yani " Dinle!" Tesadüf mü dersin ismi "Suskun" olan bir şairin en kıymetli yapıtına "Dinle!" diye başlaması. Sahi sessizlik dinlenebilir mi?
Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. "Neden?" diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla. Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.
A.Z.ZaharaAmsterdam, 2007
(Kitabın içinden sayfa 35)
Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi.Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikayeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hala ham, hala aşkta bir çocuk gibi toy...
"Hamuş" derdi Mevlana kendine. Yani suskun. Düşündün mü hiç, bir şairin hem de namı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup ta kendine SUSKUN adını verdiğini...?
Kainatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim.Her bir insanı Yaradan' ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. Dinlemeyi sevdim. Cümleleri, kelimeleri ve harfleri... Oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu.
Mesnevi' yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin "b" harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi "Bişnev!" dir. Yani " Dinle!" Tesadüf mü dersin ismi "Suskun" olan bir şairin en kıymetli yapıtına "Dinle!" diye başlaması. Sahi sessizlik dinlenebilir mi?
Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. "Neden?" diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla. Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.
A.Z.Zahara
Amsterdam, 2007
kitap alıntı
"... Bir hayvan gibi yaka paça camiden dışarı attılar beni. Ellerinden kurtulur kurtulmaz dar sokaklar boyunca koştum, arkama bakmaya korkarak. En sonunda kalabalık pazar yerine varınca bir duvarın arkasına düşercesine çöktüm ve nefes nefese oracığa saklandım. Ancak o zaman arkaya bakmaya cesaret edebildim. Hayretle ve ferahlayarak gördüm ki kimsenin beni takip ettiği yok. Meğer arkamdan gelen ayak sesleri zavallı Susam' a aitmiş. Nihayet yanıma varınca göğsü körük gibi ine kalka dizlerinin üstüne çöktü. Suratında şaşkın bir ifade. Neler olup bittiğini, neden böyle çıldırmış gibi sokak sokak koşmaya başladığımı anlayamamıştı belli ki! Her şey o kadar çabuk cereyan etti ki olan biteni ancak şimdi birleştirebiliyorum. Camideydim. Tüm dikkatimi vaaza vermiş oturuyordum. Mevlana' nın her kelimesi yakut gibi kıymetliydi. O kadar dalmışım ki yanımdaki delikanlının, yüzümü örten poşunun ucuna bastığını fark etmemişim. Daha ne olduğunu anlamadan poşu açıldı, sarığım kaydı, yüzüm gözüm meydana çıktı. Derhal toparlandım, kimsenin durumun farkına varmadığını umarak. Ama başımı kaldırdığımda ön saflardan birinin bana dik dik bakmakta olduğunu gördüm. Buz mavisi gözler, soğuk bir ifade, sert bir çehre. Tanıdım hemen. Tanımamak ne mümkün? Baybars' tı bu.
..."Doğan Kitap Yayınları' nın "AŞK" adlı kitabından alıntıdır.
"...
Bir hayvan gibi yaka paça camiden dışarı attılar beni. Ellerinden kurtulur kurtulmaz dar sokaklar boyunca koştum, arkama bakmaya korkarak. En sonunda kalabalık pazar yerine varınca bir duvarın arkasına düşercesine çöktüm ve nefes nefese oracığa saklandım. Ancak o zaman arkaya bakmaya cesaret edebildim. Hayretle ve ferahlayarak gördüm ki kimsenin beni takip ettiği yok. Meğer arkamdan gelen ayak sesleri zavallı Susam' a aitmiş. Nihayet yanıma varınca göğsü körük gibi ine kalka dizlerinin üstüne çöktü. Suratında şaşkın bir ifade. Neler olup bittiğini, neden böyle çıldırmış gibi sokak sokak koşmaya başladığımı anlayamamıştı belli ki!
Her şey o kadar çabuk cereyan etti ki olan biteni ancak şimdi birleştirebiliyorum. Camideydim. Tüm dikkatimi vaaza vermiş oturuyordum. Mevlana' nın her kelimesi yakut gibi kıymetliydi. O kadar dalmışım ki yanımdaki delikanlının, yüzümü örten poşunun ucuna bastığını fark etmemişim. Daha ne olduğunu anlamadan poşu açıldı, sarığım kaydı, yüzüm gözüm meydana çıktı. Derhal toparlandım, kimsenin durumun farkına varmadığını umarak. Ama başımı kaldırdığımda ön saflardan birinin bana dik dik bakmakta olduğunu gördüm. Buz mavisi gözler, soğuk bir ifade, sert bir çehre. Tanıdım hemen. Tanımamak ne mümkün? Baybars' tı bu.
..."
Doğan Kitap Yayınları' nın "AŞK" adlı kitabından alıntıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder