künye
yazar: İlhami Algör
yayın evi: İletişim Yayınları
1-2. BASKI: 2014 İstanbul
desenler: Seda Mit
sayfa sayısı: 58
kitap arkası
"Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi.
"Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra
telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı."
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku," dedim. Tırsmaya
başlamıştım. Haklı olabilirdi.
"Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku," dedi, arkasını,
dönüp gitti.
Hikayeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdilçe
ruhu büyüyor, eve sığmıyor... Bülbülün çilesi,
yazarın zulası... İnceden sarma bir sigara,
inceden bir bardak... Jak Danyel isimli bir şişe, Hicran
isimli bir yara, tuhaf isimli bir roman. Kafamız iyi,
açmayın kapağı, biz böyle iyiyiz.
İlhami Algör, alelacayip aşıkların ve oyunbazlığın,
hüzünlü dolambaçların yazarı.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İtalyan
Yokuşu' ndan aşağı, rüzgara asılıp Tophane'ye inen
roman. Avaramu!
kitap alıntı
"...
Ben, "Hö?" demiştim. Gülmüştü. O gülünce ben rahatlıyordum. Hikaye üzerine düşünüyor olması hoşuma gidiyordu. Ama hikaye üzerine mi konuşuyordu, yoksa hikaye üzerinden mi? Belki de bana öyle geliyordu.
Gülüşünün ardından, gülüşünün ardından eski günlerdeki gibi eline omzuma atıp, "Geyik" demişti. "Şunu demek istiyor, kafam iyi, açmayın, ben böyle mesudum. Seninki, tribünler kendi ile dolu iken, tribünlere oynuyor. Seninki oynuyor moruk. "Bende Mecnun' dan füzun aşıklık istidadı var' ı oynuyor."
"Haa!" dedim. Bu dille iyi anlaşıyorduk. Yine de Müzeyyen' in, ilk kez kullandığı Farsça, bilmemnece cümleleri o gidip gelmelerin esnasında mı edindiğini merak etmiştim.
Bir eli omzumda, diğeri çenesinde, bir yerlere dalıp gitti. Nefes bile almıyordum. Eli orada kalsın istiyordum. Kalsın, bana dönsün, sessiz bir "Ne?" desin, ben kedi olup çene altına sokulayım, sonra gerdanına, göğsüne sarılayım, sarılıp tenime yapıştırayım,sonra yine yunus, yılanbalığı, yaprak, polen ve... Eski günlerdeki gibi.
..."
İletişim Yayınları'nın "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" adlı kitabından alıntıdır.
"...
Ben, "Hö?" demiştim. Gülmüştü. O gülünce ben rahatlıyordum. Hikaye üzerine düşünüyor olması hoşuma gidiyordu. Ama hikaye üzerine mi konuşuyordu, yoksa hikaye üzerinden mi? Belki de bana öyle geliyordu.
Gülüşünün ardından, gülüşünün ardından eski günlerdeki gibi eline omzuma atıp, "Geyik" demişti. "Şunu demek istiyor, kafam iyi, açmayın, ben böyle mesudum. Seninki, tribünler kendi ile dolu iken, tribünlere oynuyor. Seninki oynuyor moruk. "Bende Mecnun' dan füzun aşıklık istidadı var' ı oynuyor."
"Haa!" dedim. Bu dille iyi anlaşıyorduk. Yine de Müzeyyen' in, ilk kez kullandığı Farsça, bilmemnece cümleleri o gidip gelmelerin esnasında mı edindiğini merak etmiştim.
Bir eli omzumda, diğeri çenesinde, bir yerlere dalıp gitti. Nefes bile almıyordum. Eli orada kalsın istiyordum. Kalsın, bana dönsün, sessiz bir "Ne?" desin, ben kedi olup çene altına sokulayım, sonra gerdanına, göğsüne sarılayım, sarılıp tenime yapıştırayım,sonra yine yunus, yılanbalığı, yaprak, polen ve... Eski günlerdeki gibi.
Gülüşünün ardından, gülüşünün ardından eski günlerdeki gibi eline omzuma atıp, "Geyik" demişti. "Şunu demek istiyor, kafam iyi, açmayın, ben böyle mesudum. Seninki, tribünler kendi ile dolu iken, tribünlere oynuyor. Seninki oynuyor moruk. "Bende Mecnun' dan füzun aşıklık istidadı var' ı oynuyor."
"Haa!" dedim. Bu dille iyi anlaşıyorduk. Yine de Müzeyyen' in, ilk kez kullandığı Farsça, bilmemnece cümleleri o gidip gelmelerin esnasında mı edindiğini merak etmiştim.
Bir eli omzumda, diğeri çenesinde, bir yerlere dalıp gitti. Nefes bile almıyordum. Eli orada kalsın istiyordum. Kalsın, bana dönsün, sessiz bir "Ne?" desin, ben kedi olup çene altına sokulayım, sonra gerdanına, göğsüne sarılayım, sarılıp tenime yapıştırayım,sonra yine yunus, yılanbalığı, yaprak, polen ve... Eski günlerdeki gibi.
..."
İletişim Yayınları'nın "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" adlı kitabından alıntıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder